<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kozmetik Salonu</title>
	<atom:link href="http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kozmetiksalonu.com</link>
	<description>Çirkin Kadın Yoktur, Bakımsız Kadın Vardır</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 Dec 2009 11:28:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Elmacık Kemiklerini Ortaya Çıkarmak İçin</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=539</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=539#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 11:28:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik ve Makyaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=539</guid>
		<description><![CDATA[Defilelerin vazgeçilmez makyaj ustası Tom Pecheux’tan elmacık kemiklerini öne çıkartmak için bir formül: 1- Önce fondöteni yüzünüze iyice yayarak sürün. Alın, çene ve yanaklarınıza koyacağınız küçük noktalarla fondötenin hangi renginin yüzünüze uygun olduğunu saptarsınız. 2- Fondötenden daha koyu bir pudra ile elmacık kemikleri ve çene altına konturlar yapın ve yayın. 3- Elmacık kemiklerini daha soluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-540" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images80.jpeg" alt="images" width="87" height="124" />Defilelerin vazgeçilmez makyaj ustası Tom Pecheux’tan elmacık kemiklerini öne çıkartmak için bir formül:</p>
<p>1- Önce fondöteni yüzünüze iyice yayarak sürün. Alın, çene ve yanaklarınıza koyacağınız küçük noktalarla fondötenin hangi renginin yüzünüze uygun olduğunu saptarsınız.<span id="more-539"></span></p>
<p>2- Fondötenden daha koyu bir pudra ile elmacık kemikleri ve çene altına konturlar yapın ve yayın.</p>
<p>3- Elmacık kemiklerini daha soluk bir renkle belirgin hale getirin. Bu rengi gözünüzün iç uçlarına, kaş altına ve burun kemiğinizin üzerine de uygulayın.</p>
<p>4- Yanaklarıza allık uygulayın. Elmacık kemikleri ve kemiklerden yukarı doğru bu allığı tekrar kullanın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=539</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=536</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=536#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2009 11:26:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet ve Zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[Kolesterolünü düşürerek kalp sağlığını korumayı kim istemez ki? Bu konuda çevremizden de bir sürü şey duyuyoruz. Ancak kulaktan dolma bu bilgiler bizi bazen yanlış yöne sürükleyebilir. Konuyla ilgili doğru bilinen yanlışları Beslenme ve Diyet uzmanları Evrim Ayhan ve Şengül Sangu şöyle sıralıyor: Zeytinyağı kolesterolü düşürdüğü için sınırsız olarak tüketilmesinde sakınca yoktur. Günlük alınan enerjinin yüzde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-537" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images79.jpeg" alt="images" width="99" height="124" />Kolesterolünü düşürerek kalp sağlığını korumayı kim istemez ki? Bu konuda çevremizden de bir sürü şey duyuyoruz. Ancak kulaktan dolma bu bilgiler bizi bazen yanlış yöne sürükleyebilir. Konuyla ilgili doğru bilinen yanlışları Beslenme ve Diyet uzmanları Evrim Ayhan ve Şengül Sangu şöyle sıralıyor:<span id="more-536"></span></p>
<p>Zeytinyağı kolesterolü düşürdüğü için sınırsız olarak tüketilmesinde sakınca yoktur.<br />
Günlük alınan enerjinin yüzde 25-30’ u yağlardan gelmeli. Bu yağların da yaklaşık yüzde 7-10‘u doymuş, yüzde 10’u tekli doymamış, yüzde 10-15‘i çoklu doymamış yağ asitlerinden kadınca karşılanmalı. Zeytinyağı tekli doymamış yağ asiti olduğu için mutlaka diyette yer verilmeli fakat çoklu doymamış yağ asitlerini unutmamak kaydıyla! Zaten hayvansal kaynaklı besinlerden doymuş yağı alınıyor. Bunun dışında günlük yağ gereksinimi için zeytinyağı (yerine fındık yağı) ile birlikte mısırözü yağını (veya yerine soya veya ayçiçek yağı) eşit oranda karıştırıp yemeklerde ve salatalarda bu yağ karışımı kullanılmalı.</p>
<p>Fındık, ceviz ve badem kolesterolü düşürür. Her gün 1 avuç yenmeli.<br />
Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar kalp sağlığı açısından değerli yağ asitlerine sahip olduğundan beslenmede yer verilmeli. Ancak yağlı tohumların yağ içeriğinin yüksek olması nedeniyle fazla miktarlarda tüketilmesi kan kolesterol oranını düşürmüyor. Günlük 6-8 adet fındık veya 2 adet ceviz yeterli.</p>
<p>Süt, yoğurt ve peynir gibi hayvansal kaynaklı besinler hiç tüketilmemeli.<br />
Süt ve süt ürünleri sağlık açısından diğer besin gruplarından farklı olarak tüm besin öğelerini içeriyor. Bu sebeple doymuş yağ oranı yüksek bu besinlere mutlaka günlük beslenmede sınırlı olarak yer verilmeli. Bu besinlerdeki görünmeyen doymuş yağları azaltmak için süt, peynir ve yoğurdu az yağlı veya yağsız olarak tercih edilmeli.</p>
<p>Kırmızı et kesinlikle yenmemeli. Beyaz et istenildiği kadar tüketilmeli.<br />
Tavuk ve balık da kırmızı et gibi hayvansal gıdalar kapsamına giriyor. Bu grup besinler belirli miktarlarda kolesterol içeriyorlar. Bu nedenle hiç bir hayvansal besin sınırsız yenilemez. Önemli olan bu besinlerin yenilme sıklığı ve miktarı. Yağsız kırmızı et haftada 1-2 kez olmak üzere ortalama 100 gr kadar tüketilmeli.</p>
<p>Yumurta kesinlikle tüketilmemeli.<br />
Bir büyük yumurta 213-220 mg kolesterol içeriyor. Haftada 1-2 kez haşlanmış 1 yumurtanın 1 kibrit kutusu beyaz peynir yerine yenmesi yararlı kabul ediliyor. Yumurtayı haşlanmış, yağsız tavada omlet veya bol sebzeli menemen şeklinde tercih edilebilir. Dikkat etmeniz gereken o hafta başka besinlerin içerisinde yumurta almamak!</p>
<p>DİYETTE İLK KURAL</p>
<p>Kolesterol düşürücü diyet uygulanırken dikkat edilmesi gereken önemli nokta, posalı besinlerin artırılması. Şengül Sangu posaların yararlarını şöyle anlatıyor: “Posa, bitkilerin sindirilmeden atılan bitki duvarı kısmına denir. Safra kesesi salgısı olan safra asitlerinin emilimini engelleyerek karaciğerde kolesterol sentezi için gerekli öncü öğelerin konsantrasyonunu azaltmakta. Yulaf, arpa, pirinç kabuğundaki bulunan posanın karaciğerde kolesterol sentezini engelleyerek kan kolesterolünün düşürülmesinde etkili olduğu kanıtlandı. Posa kolesterolün vücuttan atılmasına yardımcı olduğu için daha çok tüketmeliyiz.”</p>
<p>Peki bunun için nasıl bir beslenme programını tercih etmeliyiz? Yine konunun uzmanı Evrim Ayhan cevaplıyor: “Meyve, sebze ve salatayı daha çok tüketmeli, beyaz ekmek yerine kepekli, çavdar veya yulaf ekmeği tercih etmeli, kabukları ile yenebilen meyveleri kabuğuyla birlikte tüketmeli, meyve suları yerine meyvenin kendisi yenmeli, pirinç pilavı yerine bulgur pilavını tercih etmeli, aynı zamanda protein içeriği yüksek kuru baklagillere beslenmemizde haftada 2-3 kez yer vermeliyiz. Tatlı tüketmek istediğinizde ağır hamur tatlıları yerine protein ve kalsiyum içeriği yüksek sütlü tatlıları haftada 1-2 gün tercih edebilirsiniz. Kilo fazlanız varsa sofra şekerini kullanmayıp, içeceklerinizi şekersiz veya tatlandırıcı kullanarak tercih etmelisiniz.”</p>
<p>Bu yiyecekleri asla tüketmeyin<br />
Sakatatlar (karaciğer, beyin, böbrek, işkembe, dil v.b<br />
Kabuklu deniz hayvanları ( karides, midye, kalamar v.b)<br />
Tam yağlı etler, sucuk, salam, sosis, pastırma, tavuk ve hindi derisi,<br />
Yağlı gıdalar (kaymak, krema, mayonez, çikolata ve yağlı soslar)<br />
Yağda kızartma ve kavurmalar<br />
İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar,<br />
Alkollü içkiler, hazır meyve suları, meşrubatlar<br />
Tereyağı, kuyruk yağı, içyağı, margarin yağı<br />
Lezzet verici olarak kullanılan et suyu veya tavuk suyu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=536</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyet Yapanlar için Tüyolar:</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=533</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=533#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:55:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet ve Zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=533</guid>
		<description><![CDATA[Kahvaltıyı sakın atlamayın Kahvaltı yapmadan güne başladığınızda, kolesterol seviyenizin yükselmesine zemin hazırlarsınız. Kahvaltıyı atladığınızda, gün içersinde daha fazla kalori almaya eğilimli olursunuz, böylece kilo artışınız hızlanır. Yeşil çay insülini de dengeliyor Yeşil çay, içindeki EGCG (Epigallokateşin Gallat) adı verilen kimyasal madde sayesinde kanser hücrelerinin gelişmesini önlüyor. Ayrıca bu maddenin vücutta insülin dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Kansere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-534" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images78.jpeg" alt="images" width="83" height="127" />Kahvaltıyı sakın atlamayın<br />
Kahvaltı yapmadan güne başladığınızda, kolesterol seviyenizin yükselmesine zemin hazırlarsınız. Kahvaltıyı atladığınızda, gün içersinde daha fazla kalori almaya eğilimli olursunuz, böylece kilo artışınız hızlanır.<span id="more-533"></span></p>
<p>Yeşil çay insülini de dengeliyor<br />
Yeşil çay, içindeki EGCG (Epigallokateşin Gallat) adı verilen kimyasal madde sayesinde kanser hücrelerinin gelişmesini önlüyor. Ayrıca bu maddenin vücutta insülin dengeleyici özelliği bulunmaktadır.</p>
<p>Kansere karşı zeytinyağı<br />
Zeytinyağında bulunan oleik asidin, meme kanseri tetikleyicilerinden olan bir genin harekete geçmesini engellediği ortaya çıktı.</p>
<p>LAHANA</p>
<p>Bol miktarda B, C ve E vitamini ile potasyum içeren lahana, şeker ve romatizma hastaları için faydalıdır. İdrar söktürücü olma özelliği ile vücuttaki suyu ve toksik maddeleri dışarı atmamıza yardımcı olur. Kansızlığa ve kansere karşı etkili olan lahana, mide ve bağırsakların iç yüzeyini de korur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=533</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saçınıza Uygun Şampuanı Kullanıyor musunuz?</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=529</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=529#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=529</guid>
		<description><![CDATA[Şuanda piyasada her saç tipine göre şampuan bulunmaktadır ama siz hangisini kullanıyorsunuz? Saçınıza uygun olan hangisi bunu biliyormusunuz? Şampuan satın alırken üzerinde bulunan ibareli dikkatlice okumalı ve saç tipinize uygun olanı seçmelisiniz. Aksi halde saçlarınız aşırı kabarabilir, soluk görünebilir, cansızlaşabilir. Şampuan türlerinin saç üzerindeki etkisine yakından bakalım… Normal Saçlar Saçlarınız 2 gün boyunca yağlanmıyor ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-530" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images77.jpeg" alt="images" width="81" height="122" />Şuanda piyasada her saç tipine göre şampuan bulunmaktadır ama siz hangisini kullanıyorsunuz? Saçınıza uygun olan hangisi bunu biliyormusunuz?</p>
<p>Şampuan satın alırken üzerinde bulunan ibareli dikkatlice okumalı ve saç tipinize uygun olanı seçmelisiniz. Aksi halde saçlarınız aşırı kabarabilir, soluk görünebilir, cansızlaşabilir. Şampuan türlerinin saç üzerindeki etkisine yakından bakalım… Normal Saçlar Saçlarınız 2 gün boyunca yağlanmıyor ve doğal renginde görünüyorsa saç derinizin PH üretimi dengelidir.<span id="more-529"></span> Bu tür saçlar için normal saçlara özel üretilen şampuanlar seçilmelidir. Normal saçlar için uygun şampuanlar saç derisindeki sebumu tüketmez ve saçı kolayca temizler. Yağlı Saçlar Saçınızı yıkadıktan bir gün sonra yağlanıyor ve parlıyorsa yağlı saç tipine sahipsiniz demektir. Bu tür saçlarda saç derisi aşırı derecede sebum üretir ve PH dengesi düzensizdir.Yağlı saçlar için üretilen şampuanlar saç derisini ve tellerini derinlemesine temizlerken fazla yağları arındırır. Günlük kullanım için uygun yağlı saç türüne özel şampuanları seçerseniz kuruluk sorunuyla karşılaşmazsınız.</p>
<p>Yıpranmış Saçlar</p>
<p>Aşırı sıcak suyla yıkamak, çok sık fön çektirmek, kimyasal boya kullanmak, perma yaptırmak saçlarınızın yıpranmasına neden olur. Saç telleri dışarıdan zarar görür ve parlaklığını yitirir.</p>
<p>Yıpranmış saçlarınız varsa mutlaka içeriğinde onarıcı özelliği olan maddeleri barındıran şampuanları tercih edin. Hayvansal protein içerikli yıpranmış saçlara özel şampuanları saçınızı dipten uca kadar besler, parlaklık kazanmasına yardımcı olur.<br />
Kuru Saçlar</p>
<p>Saç telleriniz kolayca kırılıyorsa, saçlarınızı yıkadıktan sonra 3 gün geçmiş olmasına saç derisinde yağlanma görünmüyorsa, mutlaka nemlendirme ihtiyacı duyuyorsanız kuru saç tipine sahipsiniz demektir.</p>
<p>Saçlarınıza hacim kazandırmak ve yıpranmış saçlarınızı güçlendirmek için kuru saçlara özel şampuanları tercih etmelisiniz. Bu tür şampuanların içerisinde saç tellerini nemlendirici, saç derisindeki PH dengesini düzenleyici maddeler bulunmaktadır. Dolgunluk verici kuru saçlar için şampuanlar saçlarınızın zarar görmeden kolayca şekil almasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=529</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilo Vermeyi Zorlaştıran Sağlık Sorunları</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=525</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=525#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 13:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet ve Zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=525</guid>
		<description><![CDATA[Diyet yapıyorsunuz ama kilo veremiyormusunuz? Bunun sebebi yanlış beslenmenizden yada genetik yapınızdan kaynaklanıyor olabilir..Kilo veremiyorsanız öncelikle bir sağlık kontrolünden geçmeniz gerekiyor çünkü kilo verememenizin sebebi bir sağlık problemi olablir Herhangi bir diyet programına başlamadan önce kişinin beslenme hikâyesi dinlenmeli, sağlığı, yeme alışkanlıkları ve ailesindeki genetik rahatsızlıklar sorgulanmalıdır. İkinci olarak da belli klinik bulguların üzerinde durulması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-526" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images76.jpeg" alt="images" width="117" height="118" />Diyet yapıyorsunuz ama kilo veremiyormusunuz? Bunun sebebi yanlış beslenmenizden yada genetik yapınızdan kaynaklanıyor olabilir..Kilo veremiyorsanız öncelikle bir sağlık kontrolünden geçmeniz gerekiyor çünkü kilo verememenizin sebebi bir sağlık problemi olablir<span id="more-525"></span></p>
<p>Herhangi bir diyet programına başlamadan önce kişinin beslenme hikâyesi dinlenmeli, sağlığı, yeme alışkanlıkları ve ailesindeki genetik rahatsızlıklar sorgulanmalıdır. İkinci olarak da belli klinik bulguların üzerinde durulması gerekmektedir. Bu bilgilerden hareketle, sağlıklı kilo kaybı ve kilonun korunmasında büyük ölçüde başarı sağlanabilir. Yani kişiye özel diyet reçetesi bu noktada çok önemlidir. Peki ya bunları ihmal edersek ? Kilo alıp vermemizde, vücudumuzdaki birtakım mekanizmalar önemli rol oynar. Bunların başında kan şekeri dengesi, kan depolarının düzeyi ve hormonal yapı (tiroit hormonunun işlerliği) gelmektedir. Bir kişi sağlıklı besleniyor ve buna rağmen kilo veremiyorsa sözünü ettiğimiz bu dengelerde sorun olabilir. İnsülin direnci, tiroidin iyi çalışmaması, düşük demir, B-12 düzensizliği, vücuttaki ödem, hormonlardaki düzensizliklere bağlı olarak kilo vermek zorlaşabilir.</p>
<p>İŞTE KİLO VERMEYİ ZORLAŞTIRAN SAĞLIK SORUNLARI</p>
<p>İNSÜLİN DİRENCİ</p>
<p>İnsülin, kas ve yağ dokusunda glikozun kullanılmasını artırırken, karaciğerde fazla şeker depolanmasına yol açar. İnsülin direnci, insülin yokluğu demek değildir, vücutta insülin vardır. Hatta normal düzeyin üstünde salgılandığından şişmanlık da görülmektedir. Fakat kas, yağ, karaciğer dokusunda insüline karşı direnç vardır.<br />
MEGALOBLASTİK ANEMİ</p>
<p>B &#8211; 12 ve folik asit eksikliğinde oluşan anemidir. B &#8211; 12 ve folik asit, DNA gelişmesi için gerekli olan vitamin gruplarıdır. Bunların eksikliğinde DNA gelişimi yeterli olmaz, hücre yapılamaz. Kemik iliğinde alyuvar yapımı etkilenir ve anemiye yol açar. Bu alyuvarların ve bunların öncülleri normalden büyüktür; bunun için bu megalo ismi verilmiştir.<br />
B &#8211; 12 sinir sistemi için gerekli bir vitamindir, eksikliğinde sinir sistemiyle ilgili sorunlar da çıkar. B &#8211; 12 ve folik asit takviyesiyle tedavi edilir.</p>
<p>DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (WHO) göre hemoglobin değerinin erkeklerde 14gr / dl, hamile olmayan kadınlarda 12gr / dl&#8217;nin altına düşmesi, anemi olarak tanımlanır. Halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, nefes darlığı, huzursuzluk anemiye ait genel bulgulardır. Demir eksikliğinde spesifik bulgular, tırnaklarda kolay kırılma, uzunlamasına kabarık çizgiler, düzleşme ve çukurlaşma, dil papillalarında düzleşme, yutma güçlüğü ve gastrik yakınmalardır.</p>
<p>ÖDEM</p>
<p>Ödem, vücutta sıvı birikmesidir. El ve ayaklarda, göz kapaklarında şişme görülür.</p>
<p>Ödem neden oluşur?<br />
1. Böbrek hastalıkları,<br />
2. Karaciğer hastalıkları,<br />
3. Kalp hastalıkları,<br />
4. Hormonal hastalıklar,<br />
5. Damar tıkanıklıkları,<br />
6. Nedeni bilinmeyen ödem: Genellikle genç &#8211; orta yaşlı bayanlarda görülür. Gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi nedenler ödeme yol açabilir. Tedavinin ilk şartı tuzu kısıtlamaktır. Doktor kontrolünde alınacak idrar söktürücü ilaçlar da şişlikleri azaltabilir.</p>
<p>HİPOTİROİDİZM</p>
<p>Tiroit bezi boyunda yer alır, yaşamın ilk yılında beynin normal gelişimini sağlamada ve sonrasında gelişme sürecinde önemli rol oynar. Tiroit bezi, beynin enerji düzeyi metabolizmasında rol oynayan Tiroksin adlı bir hormon salgılar. Hipotiroidizm, bu hormonun yetersiz salgılanmasıdır. Tedavisi, L &#8211; Tiroksin maddesini içeren tiroid hapı ile yapılır.</p>
<p>Belirtileri nelerdir?</p>
<p>Halsizlik, çabuk yorulma,<br />
Kalp atışlarının yavaşlaması,<br />
Ses kalınlaşması, kısık sesle konuşma,<br />
Kabızlık,<br />
Terleme azlığı,<br />
Guatr,<br />
Adet düzensizliği,<br />
Kas krampları.</p>
<p>POLİKİSTİK OVER SENDROMU</p>
<p>En sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve âdet düzensizliği, kısırlık, kıllanma, şişmanlık, kan şekeri düzensizlikleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kistler ile tanımlanmış bir hastalıktır. Hastaların yüzde 40&#8242;ı şişmandır. Genetik faktörlerin rol oynadığı hastalığın temelinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde salınması yatar. Bu dengesizlik sonucu her ay yumurtlama olmaz. Polikistik over hastalığı, üreme çağındaki <a href="http://www.kadinca.net/">kadın</a>ların yüzde 3-10&#8242;unu etkileyen bir sorundur. Yüksek östrojen düzeylerine bağlı olarak rahim kanseri riski oluşturabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=525</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boşanmanın İnsanlar Üzerindeki Etkileri</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=521</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=521#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 13:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=521</guid>
		<description><![CDATA[Evlilikler şu yada bu nedenden ötürü bitebiliyor.ama sonrasında yaşanan zorluklar genelde aynı oluyor.İnsanlar yıllarca beraber yaşamasına rağmen bir süre sonra en iyi anlaşan iki çift bile birbirine düşman hale gelebiliyor. Etraftan merak içinde sorularla karşı karşıya kalınıyor. Bazen dedikodulara, bazen kavgalara kadar varan tatsız olaylar yaşanıyor. Eşlerden birinin hırs yapması, hınç alma gibi duygulara kapılması, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-522" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images75.jpeg" alt="images" width="116" height="116" />Evlilikler şu yada bu nedenden ötürü bitebiliyor.ama sonrasında yaşanan zorluklar genelde aynı oluyor.İnsanlar yıllarca beraber yaşamasına rağmen bir süre sonra en iyi anlaşan iki çift bile birbirine düşman hale gelebiliyor.</p>
<p>Etraftan merak içinde sorularla karşı karşıya kalınıyor. Bazen dedikodulara, bazen kavgalara kadar varan tatsız olaylar yaşanıyor. <span id="more-521"></span>Eşlerden birinin hırs yapması, hınç alma gibi duygulara kapılması, hatta her iki tarafın da savaş ilan etmesi de görülen durumlardan. Taşınırlar, taşınmazlar, çocuklar, aileler, kedi köpekler bile paylaşılamıyor. Bazen yıllarca süren mahkemeler, bazen aylarca süren hesaplaşmalar, bazen de adliyeye yansıyan olaylar yaşanıyor. “Medeni” denen ayrılıklar da var elbet. Ama bir şekilde her iki taraf üzüntülü sıkıntılı günler geçiriyor. Yeni bir hayat, yeni bir düzen kurmak, en medeni ayrılan kişiyi bile korkutabiliyor. Bir süre sonra, iç hesaplaşmalar, geçmişi irdelemeler başlıyor. Yalnızlık korkusu, ekonomik güvensizlik, çevre baskısı gibi olumsuzluklar da başlayabiliyor.</p>
<p>En olaysızından, en karmaşığına, boşanmanın şekli her ne olursa olsun, ister anlaşarak ister istemeyerek de olsa, her boşanan kendini yepyeni bir dönemin, düzenin başında buluyor.</p>
<p>İnsanları yeni başlangıçlar hem ümitlendirir hem de ürkütür. Yaşananlar bir yıkım, başarısızlık, ihanet vs. görülür ve tekrar yaşamaktan korkular duyulmaya başlar. “Kendi ayakları üzerinde durmak” ilk hedef olmuştur. Ekonomik olarak da, psikolojik olarak da zor günler yaşanabilir. Alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerekebilir. Yeni bir yerde, belki tekrar ebeveynlerle yaşamak zorunda kalınabilir.</p>
<p>Bir yandan da çocukların psikolojik ve ekonomik olarak etkilenmemeleri sağlanmaya çalışılır. Zaman zaman çocukları korumak kollamak adına, bu savaşlara, bu tatsız olaylara maalesef çocuklar da karıştırılır. Bireyler hem kendi yeni hayatlarını hem de çocuklarının yeni düzenini kurmak zorunda kalırlar. Ve mümkün olan en az hasarla bu dönemi atlatmaya çalışırlar. Çalışırlar diyorum, çünkü bu zor dönemde olaylar çok hızlı akmaya, duygular çok değişken olmaya başlar ve kişiler kendilerini veya olayları bir noktadan sonra kontrollerinden kaçırırlar.</p>
<p>Bu zor dönem, kadın-erkek her iki taraf için de sıkıntılı, yorucu, üzücü geçebilir. Belirsizlik ve yeni düzen oluşturma gayretleri, kişileri ruhsal ve fiziksel olarak hırpalayabilir.</p>
<p>Bu etkilerden kaçınmak elbette mümkündür. En aza indirecek tedbirlerin alınması gerekir. Bilinçli şekilde yeni hayata, yeni hedeflerle başlanılması gerekir. Aynı şeyleri yaşama korkusu, gelecek kaygısıyla birleştiğinde, kişiler hareket edemez hale gelirler ve çaresiz hissetmeye başlarlar. Hatta bir çoğu için “dünyanın sonu” gibi görülebilir.</p>
<p>Çok ünlü bir söz vardır. “ İnsanlar size karşı değil, kendilerinden yanadırlar” der.</p>
<p>Bu ilkeyi unutmadan, boşanan çiftler yeni koşulları gözden geçirmeli, planları yapmalı, karar vermeli ve eyleme geçmelidirler.<br />
Bu aşamada etkilenmeyi ve sıkıntıları en aza indirecek bir altın kural vardır. Olayları, geçmişi, korkuları başkalarıyla paylaşmamak, herkese anlatmamak, çocukların yanında asla konuşmamak, her farklı insanın farklı etkilerinde kalmamak, çok dillendirip dallandırmamak zannettiğimizden çok ama çok daha önemlidir.</p>
<p>Bilinenin aksine, olumsuzluklar paylaşıldıkça çoğalır, olumlular da azalır.</p>
<p>Olayları defalarca anlatıp tartışmak, bilinçaltındaki korkularımızı pekiştirmekten ve başkalarının subjektif görüşleriyle zihinlerimizi karıştırmaktan başka bir işe yaramaz.</p>
<p>Böyle bir dönemde yapılacak en akıllıca şey ya bir profesyonel yardım almak, ya da mümkün olduğunca bu olayı kendi içimizde ve alanımızda halledebilmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=521</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Saç Problemine  Bitkisel Boya</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=514</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=514#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 09:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Saç Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=514</guid>
		<description><![CDATA[Genellikle yaşlılığın en büyük belirtisi olarak görülen beyaz saçlar herkese rahatsızlık verir. Çözüm basittir; saçları boyamak. Bu durumda kimyasal saç boyaları değil bitkisel olanlar tercih edilmeli. Avrupa&#8217;da 18 yaş üzeri her üç kadından ve 40 yaş üzeri on erkekten biri saçını boyamaktadır. Bu kadar yaygın olan bir uygulama konusunu eleştirmenin güçlüğünün bilincindeyim. Ancak bir tıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-516" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images74.jpeg" alt="images" width="103" height="126" />Genellikle yaşlılığın en büyük belirtisi olarak görülen beyaz saçlar herkese rahatsızlık verir. Çözüm basittir; saçları boyamak. Bu durumda kimyasal saç boyaları değil bitkisel olanlar tercih edilmeli. Avrupa&#8217;da 18 yaş üzeri her üç kadından ve 40 yaş üzeri on erkekten biri saçını boyamaktadır. Bu kadar yaygın olan bir uygulama konusunu eleştirmenin güçlüğünün bilincindeyim. <span id="more-514"></span>Ancak bir tıp mensubu olarak işlemin sağlığa etkileri konusunda toplumu aydınlatmanın yararlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Saç boyamada oksidasyonla boya maddesi saça uygulanır. Boyanın saçtan çıkarılması olanaksızdır. Eğer saçın eski rengine dönmek istenirse ürünlerdeki oksidasyon maddesi de hastalıklara neden olmaktadır. Örneğin amonyum persulfat/ amonyum peroksodisulfat toz ve buharıyla kuaför astımı olarak tanımlanan rahatsızlığa yol açmaktadır. Hidrojenperoksit hücrelerimize zarar veren serbest radikalleri oluşturmaktadır. Bu nedenlerle saç boyası ürünlerinin baş derisiyle temasının elden geldiğince azaltılması ve uygulayıcının eldiven kullanması önerilmektedir.</p>
<p>Beyaz Saç Sorun Değil</p>
<p>Uzun yıllardan beri kırlaşmış saçlar yaşlanma belirtisi sanılmaktadır. Ancak yirminci yaşlardan başlayarak bir kısım insanda saçların kırlaşmaya başlaması bu inanışı desteklememektedir. Vücutta renk pigmenti yapımının azalması saçların kırlaşmasına neden olmaktadır. Saçları kırlaşmış bir erkeğe kötü ve yaşlı görünüm yakıştırılmadığı halde kadınlarda kır saçların yaşlı görünüm sergilediği korkusu yaygındır. Gerçi rengi kaybolmuş saçın nemliliği de azalmış ve matlaşmıştır. Özellikle mat ve soluk bir saçı kimyasal girişimlerle canlandırmak saça da sevgi dolu bir yaklaşımla; eksiğini giderici ve iyi bir bakım uygulayarak tekrar parlak ve canlı bir görünüm sağlamak mümkündür</p>
<p>Parlaklık kazandırır ama ana rengi değiştirmez</p>
<p>İnsanlarda güzelleşme isteği daima vardır. Eski Mısır&#8217;da M.Ö. 3000 yıllarında bitkisel boyalarla saç boyamaya dair kanıtlar vardır. Eğer saç boyama gereksinimi varsa bitkisel boyalar sakıncasız alternatiftir. Peygamber çiçeği (mavi kantaron) bitki 5 yaşından genç ise kırmızıoranj tonda boyar. Bitki yaşlandıkça boyamaları bakırdan altın rengine kadar açılır. 10 yıldan sonra artık yapraklar boyayıcı değildir. Bundan sonra saç bakımı ürünlerinde kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=514</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz vaktinden önce doğmaya karar verdiyse</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=510</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=510#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 09:11:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne & Bebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[37. gebelik haftasından önce doğan bebekler ‘prematüre’ olarak kabul ediliyor. Vaktinden önce doğan bebekleri ise yaşama şansını azaltan ciddi sağlık sorunları bekliyor Gebelik sürecinin kötü bir sürprizi olabilen erken doğum sıklığı % 5-10 arasında veriliyor. Ne var ki günümüzdeki tüm tıbbi gelişmelere rağmen sıklığı azaltılamıyor. Hatta tam tersine artış gösteriyor. Anne adayının son adet tarihinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-511" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images73.jpeg" alt="images" width="143" height="107" />37. gebelik haftasından önce doğan bebekler ‘prematüre’ olarak kabul ediliyor. Vaktinden önce doğan bebekleri ise yaşama şansını azaltan ciddi sağlık sorunları bekliyor Gebelik sürecinin kötü bir sürprizi olabilen erken doğum sıklığı % 5-10 arasında veriliyor. Ne var ki günümüzdeki tüm tıbbi gelişmelere rağmen sıklığı azaltılamıyor. Hatta tam tersine artış gösteriyor. Anne adayının son adet tarihinin ilk gününden itibaren başlatılmak kaydıyla,<span id="more-510"></span> 40 hafta süren gebelik sürecinde, doğum eyleminin 37. gebelik haftasından önce olması durumuna ‘Preterm Doğum’ deniyor. 22-23. gebelik haftalarında doğan bebeklerin yaşam şansı, gelişmiş ülkelerde bile %20′lerde verilmekte iken, ülkemizde daha da düşüktür.</p>
<p>28. gebelik haftasına doğru ilerledikçe yaşam şansı artmakta, olabilecek komplikasyonların insidansı ise düşmektedir. Kadıköy Şifa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, erken doğum ile ilgili önemli soruları cevaplandırdı.</p>
<p>Preterm doğuma sebep olan nedir?<br />
Preterm doğumun oluşma mekanizması halen tam olarak aydınlatılamamıştır. %25 oranında bir grubu, bebeğin ve annenin iyilik hali için tıbbi zorunlulukla erken doğurtulan vakalar olarak incelemekteyiz. Kendiliğinden erken doğuma giden vakalarda sebep olarak hormonsal etkiler, enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, rahimde oluşan gerilme gibi pek çok mekanizma düşünülmektedir.http://www.kadinca.net</p>
<p>Prematürite riskine kaşı alınabilecek önlemler nelerdir?<br />
Gebelik planlayan tüm kadınların gebelik öncesi doktor kontrolünden geçmeleri gerekmektedir. Bu sayede anne adayının ileride erken doğum yapmasına neden olabilecek önemli bir sağlık problemi (yüksek tansiyon ya da diyabet gibi) olup olmadığının tespiti mümkün olabilmektedir. Yine gebelik planlayan tüm kadınların henüz hamile kalmadan önce ve gebeliklerinin 3. ayına kadar günde 400 mikrogram folik asit kullanmaları gerekmektedir. Son çalışmalar, gebelikten 1 yıl öncesinde başlanan folik asitin prematürite riskini belirgin ölçüde azalttığını göstermektedir. Folik asit aynı zamanda beyin ve nöral tüp anomalilerini de azaltmaktadır. Anne adayları gebelikten önce sigarayı bırakmalı, kullanılan ilaçlar hekime danışılarak düzenlenmeli, obez ya da aşırı düşük kiloya sahip olanlar ise kilolarını optimum seviyeye getirmelidirler, gebelik boyunca ortalama olarak 10-13 kg alınmalıdır.</p>
<p>Prematüre bebeklerin medikal problemleri önceden önlenebilir mi?<br />
Erken doğuracağı öngörülen gebe, hospitalize edilerek bebeğin akciğer gelişmesini sağlayabilmek için kortikosteroid tedavisine başlanır, doğum eylemi bu tedavi süresince durdurulabilirse, akciğer yetmezliği, beyin içi kanama ve ölüm riski azaltılmış olabilir. ‘Tokoliz’ dediğimiz doğum ağrılarını geçici olarak durdurma tedavisi için kullanılan çeşitli ilaç kadınca protokolleri her hasta için özel olarak seçilmelidir. Kısa süreli olsa da bu erteleme bize kortikosteroid tedavisi için zaman kazandırmaktadır. Prematüre doğan bebekler çoğu zaman yoğun bakım ünitesine ihtiyaç göstereceği için bu riskin olduğu durumda bebek yoğun bakım ünitesi iyi gelişmiş bir merkezde doğum yaptırılması komplikasyonları azaltmada önemli rol oynayacaktır.</p>
<p>Hangi kadınlar preterm doğum için risk grubunda olabilir?<br />
- Daha önce erken doğum yapmış olan kadınlar<br />
- Çoğul gebeliği olanlar (ikiz, üçüz)<br />
- Rahim ya da rahim ağzı anormallikleri olan <a href="http://www.kadinca.net/">kadınlar</a><br />
- 17 yaşından küçük ya da 35 yaşından büyük olanlar<br />
- Sigara, alkol ya da ilaç kullananlar<br />
- Gebelik sırasında hekim kontrolüne girmeyenler<br />
- Hipertansif ya da Diyabetli olanlar<br />
- Stresli bir yaşamı olan ya da kötü beslenenler<br />
- Alt genital sisteme ait enfeksiyonu olan kadınlar</p>
<p>Prematüre bebeklerde en sık karşılaşılan problemler nelerdir?<br />
- Solunum yetmezliği sıkıntısı (akciğer hasarı)<br />
- Beyin içi kanamalar<br />
- Kalp damar problemleri<br />
- Bağırsak problemleri &#8211; yaygın hasar<br />
- Körlük<br />
- Sarılık<br />
- Anemi (kansızlık)<br />
- Çeşitli enfeksiyonlar<br />
- Beyin hasarına bağlı spastisite</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=510</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğal Yöntemlerle Gözaltı Morluklarından Kurtulun</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=506</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=506#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 09:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik ve Makyaj]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Gözaltı morlukları hepimizi mutsuz eder. Sabah kalkınca aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz morluklar hepimizi mutsuz eder ve ne kadar makyaj yapsak da o morlukları kapatamayız. Bu sorunu çözmek için size doğal yöntemleri öneriyoruz Göz altındaki mor tabakaların nedenleri, kalıtsallık, güneş ışınları, astım ve egzama gibi alerjiler, ilaçlar, beslenme tarzı, yorgunluk, uykusuzluk, hamilelik ve yaştan dolayı olabilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-507" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images72.jpeg" alt="images" width="120" height="90" />Gözaltı morlukları hepimizi mutsuz eder. Sabah kalkınca aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz morluklar hepimizi mutsuz eder ve ne kadar makyaj yapsak da o morlukları kapatamayız. Bu sorunu çözmek için size doğal yöntemleri öneriyoruz</p>
<p>Göz altındaki mor tabakaların nedenleri, kalıtsallık, güneş ışınları, astım ve egzama gibi alerjiler, ilaçlar, <span id="more-506"></span>beslenme tarzı, yorgunluk, uykusuzluk, hamilelik ve yaştan dolayı olabilir. Böbrek yetmezliğinden de bu halkalar oluşabilmektedir.Stres, alkol, sigara ve uyuşturucu da başlıca sebepleridir.</p>
<p>Doğal yöntemler ise şunlardır. Biberiye çayını iyice demleyip, soğuduktan sonra pamuk ile göz altı kompresi yapılabilir. Salatalık dilimleri bekletilebilir. Hergün bunlar yapılabilir. Gözleri kapatıp parmağınızla dairesel hareketlerle hafife bastırarak masaj yapmayı deneyin. Bunu 10-15 kez tekrarlayın. Gözleri kapatıp soğuk bir havluyla üzerini örtün. Cilt hücrelerini koruyan C vitaminli bir nemlendirici kullanın. Antioksidan içerir ve kolajen üretimini destekler. Kafeinden ve alkolden uzak durun. Bol su için. Bitkisel beslenin. Güneşten kaçının, güneş gözlüü ve koruma faktörlü kremler kullanın.</p>
<p>En az 8 saat uyuyun. Maydanozları kaynatın, soğutup göz altına kompres yapın, bu da iyi gelecektir. Limon domates zerdeçal karışımını göz çevresine uygulayın 10 dk bekletip durulayın.</p>
<p>Özellikle morluklar için ananas suyu ve zerdeçalı hamur yapıp uygularsanız iyi sonuç alırsınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=506</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tırnak Bakımınızı Kendiniz Yapın</title>
		<link>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=502</link>
		<comments>http://www.kozmetiksalonu.com/?p=502#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2009 09:04:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cilt Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güzellik ve Makyaj]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmetiksalonu.com/?p=502</guid>
		<description><![CDATA[Her kadın tırnaklarının güçlü ve bakımlı olmasını ister. Çünkü hiçbir kadın çatlamış, ojelerinin bir kısmı çıkmış ve boyları birbirinden farklı tırnaklara sahip olmayı istemez. Çoğumuz ojeden vazgeçemeyiz ve düzenli olarak sürekli oje kullanırız ama bir süre sonra tırnaklarımızda sararmalar başlar. Evinizde kendi manikürünüzü yaparak yıpranan ve kırılan tırnaklarınızı istediğiniz şekle sokabilirsiniz. Kısa, uzun, küt ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-503" title="images" src="http://kozmetiksalonu.com/wp-content/uploads/images71.jpeg" alt="images" width="116" height="116" />Her kadın tırnaklarının güçlü ve bakımlı olmasını ister. Çünkü hiçbir kadın çatlamış, ojelerinin bir kısmı çıkmış ve boyları birbirinden farklı tırnaklara sahip olmayı istemez. Çoğumuz ojeden vazgeçemeyiz ve düzenli olarak sürekli oje kullanırız ama bir süre sonra tırnaklarımızda sararmalar başlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Evinizde kendi manikürünüzü yaparak yıpranan ve kırılan tırnaklarınızı istediğiniz şekle sokabilirsiniz. Kısa, uzun, küt ya da oval… Seçimi size kalmış… İşte size adım adım tırnak bakımı:<span id="more-502"></span></p>
<p>1. Adım: İşe öncelikle eski ojenizi çıkararak başlayın. Bu arada kullandığınız asetonun nemlendirici özelliği olmasına da dikkat edin.</p>
<p>Böylece tırnaklarınızı de beslemiş olursunuz. Ve insanlara itici görünmemek için hiçbir zaman yarısı çıkmış ojeli tırnaklarla dolaşmayın.</p>
<p>2. Adım: Tırnaklarınızı istediğiniz uzunlukta kesin. Ancak çok fazla dipten kesmemeye dikkat edin. Eğer tırnağınızı fazla derinden keserseniz, tırnak batması gibi sorunlar yaşayabilirsiniz. Bu arada tırnaklarınızın hepsinin aynı uzunlukta olmasına da özen göstermelisiniz. Çünkü uzun tırnaklar arasında birinin kısa olması göze hiç de hoş görünmeyecektir.</p>
<p>3. Adım: Evet sıra geldi törpülemeye… Tırnağınızı ne kadar iyi ve doğru şekilde törpülerseniz o kadar dayanıklı ve sağlıklı olur. Tırnaklarınızı sadece tek bir yönde törpüleyin; ileri ve geri törpülemek tırnaklarınızı daha güçsüzleştireceğinden kırılmalara ve çatlamalara yol açacaktır.</p>
<p>4. Adım: Törpüleme işleminden sonra tırnak etlerinizi yumuşatmak için ellerinizi ılık ve kremli bir suda 3 dakika kadar bekletin. Daha sonra da yumuşayan etleri bir makas yardımıyla fazla derine inmeden dikkatlice kesin. Eğer bununla uğraşmak istemiyorsanız iyice yumuşadıktan sonra etlerinizi tırnak diplerine doğru itebilirsiniz.</p>
<p>5. Adım: Sıra geldi şekil verdiğiniz tırnaklarınıza oje sürerek bakımınızı tamamlamaya… Unutmayın ki ojesiz tırnaklar korunmasızdır bu yüzden koyu renkleri sevmeseniz de en azından bir kat cila sürmeyi ihmal etmeyin.</p>
<p>Süreceğiniz ojenin rengini zevkinize ya da giydiğiniz kıyafete göre seçebilirsiniz. Bu konuda oldukça fazla seçeneğiniz bulunuyor; kırmızı, pembe, beyaz, bordo, mavi, mor, kahverengi.Bunun yanısıra ojenizin üstüne değişik desenler yaparak tırnaklarınızı süsleyebilirsiniz.Ojeniz tamamen kurumadan elinizi bir yere sürmeyin. Yoksa ojenizi bozabilirsiniz. Bu arada kozmetik dünyası bu soruna da çabuk kuruyan ojeleri piyasaya sürerek çözüm getirdi. Dilerseniz onları kullanabilirsiniz.</p>
<p>Son olarak;</p>
<p>Ev işi yaparken eldiven kullanmayı alışkanlık haline getirin. Bu tırnaklarınıza yaptığınız bakımın daha uzun süre bozulmadan kalmasını sağlayacaktır. Ayrıca tırnaklarınızı nemlendirici kremlerle güçlendirmeyi de ihmal etmeyin. Böylece kolay kırılmalarını engelleyebilir, sağlıklı tırnaklara sahip olabilirsiniz.</p>
<p>Tırnakların sararması güzel görünümün önündeki en büyük engellerden biridir. Ancak bunu da yenmenin basit ve ucuz bir yolu var; 1 adet limon&#8230; Tırnaklarınızı birkaç dakika limonla ovarak sararmalarını önleyebilir ve daha parlak tırnaklara kavuşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kozmetiksalonu.com/?feed=rss2&amp;p=502</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
